Londra'yla neden ilgilendiğinizi merak etmiyorum açıkçası. Bu sayfayı neden okuduğunuzu da.. Hele hele Londra'ya geldiyseniz veya gelecekseniz, hiç umrum değil. Geldikten sonra, yapacaklarınız beni bağlar. Ben neden mi Londra'dayım? İşte eskilerin değimiyle, koluma bir altın bilezik daha takmak için bir seneliğine bu şehre geldim. Gelirken aklımda çok soru işareti vardı. En büyüğü ise Hava. Bazı insanlar vardır, hani hava kötüyse onlar da o gün biraz bıkkın, içine kapanık olurlar, onlardanım aslında. Benim için hayat Mart ayının son cumartesi gecesi başlar.. Ta ki ekime kadar. Hava 16.00 sularında kararmaya başladı mı kendi kabuğuma çekilirim adeta, neşem kalmaz. Gündüz adamıyım ben, yaz adamıyım.
Buraya gelmeden önce herkesin bana (sanki önceden sözleşmişler gibi!) dediği şey, "Sen orada yapamazsın, oranın havası hep kasvetli, yağmurlu daralırsın orada sen" idi. Buraya onların ağzından bir 3.tekil şahıs sesi koy dediler güzel olurmuş, anlam katarmış. 3.tekil şahıs ses: E öyle zaten gerizekalı, ben ne zaman gitsem yağmurluydu!... Yok arkadaşım, öyle değil işte, evet havada Allaha şükür her gün bir bulut var, en az!. Orası doğru. Ama yağmur desen, bir yağıyor, sonra duruyor, hava açıyor, arada bir 10 dakika daha buradayım ben gitmedim diyor, sonra tekrar açıyor. Böyle bir rotasyon var. Sanki okul çıkışı sevdiğini beklermişin gibi, ha geldi ha gelecek dermişcesine, ha yağdı ha açacak diyorsun.
Neyse bir başka konu da buranın kozmopolitliği. En büyük yanılgılardan biri de şudur. Bak oğlum seni Londra'ya yolluyoruz sakın orada Türklerle arkadaşlık yapıp, Türkçeni ilerletip dönme oralardan. Sen sadece İngilizlerle takıl. Buna verilecek en sade ve kafa yormayan cevap "peki" olacaktır. Londra'ya gidiyorsun, bilmem kaç adımda bir Türk çıkıyor karşına. Olasılığı var mı? Haydi onu bıraktım, Hintlisinden Çinlisine, Afrikalısından Pakistanlısına bütün dünya birer temsilci yollamış adeta Londra'ya. Bul bulabilirsen İngiliz. Deneyime sabit şekilde konuşuyorum, eğer merkezi bir yerde yaşıyorsan, ve oralarda takılıyorsan İngilizle akranlık kurman zor. Metroda kitap okurlar, yolda müzik dinlerler, pub'da sarhoşturlar, haftasonu maça giderler. Zaten muhabbete girecek anın olmaz. Zaten girmen için de her cümlenin başına Excuse Me, her cümlenin sonuna, Please koyman gerekir. Koymazsan onlar sana ..., hatırlatırlar. Anlayacağın, burada İngilizden başka her ülkeden arkadaşının olma ihtimali daha yüksek. Kaybediyor musun bir şey, şimdilik kaybetmedim pek.
Orada homesick olursun yalanı da en büyüklerinden olsa gerek. Dediğim gibi, burada Türkten bolu yok. Hatta ayırt etmesi bedava. Hemen kendini belli ediyorlar, eksik olmasınlar. Nasıl ve neden olduklarını sonraki yazılarımda anlatacağım, ama hani gerçekten sosyoloji okumaya gerek yok dedirtiyor bu durum. Bu vesileyle de bana sosyolojiyle beni buluşturan sahip Fatma hocama selamlar saygılar. Şimdi biraz daha Türk avına çıkma zamanı, malzeme toplamak lazım gelecek yazı için...
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
0 yorum:
Yorum Gönder